Türkiye’nin geliştirdiği beşinci nesil millî savaş uçağı KAAN ile insanlı ve insansız hava araçlarını aynı harekât ağı içinde buluşturmayı amaçlayan projeler, Yunanistan basınında geniş yankı uyandırdı. Yunan yayınlarında Türkiye’nin hava gücünde kapsamlı bir dönüşüm hazırlığında olduğu savunulurken KAAN programı için “amansız Türk planı”, Yunan hava savunması açısından ise “sonun başlangıcı” gibi dikkat çekici ifadeler kullanıldı.
Ancak söz konusu değerlendirmeler Yunanistan hükümetinin veya Yunan Silahlı Kuvvetlerinin resmî açıklaması değil, Yunan basınında yayımlanan askerî ve siyasi analizlerden oluşuyor. Bu nedenle kullanılan sert ifadelerin doğrulanmış bir askerî sonuçtan çok, Türkiye’nin savunma sanayisindeki ilerlemesine yönelik kaygılı bir yorum olarak değerlendirilmesi gerekiyor.
Yunan basınındaki analizlerde Türkiye’nin yalnızca KAAN’ı geliştirmediği; insansız savaş uçakları, yapay zekâ destekli karar sistemleri, elektronik harp altyapısı ve ağ merkezli harekât kabiliyetleriyle birlikte çok katmanlı bir hava gücü oluşturmaya çalıştığı belirtildi.
Bu değerlendirmeye göre asıl endişe, KAAN’ın tek başına taşıdığı özelliklerden değil, ANKA-3 ve KIZILELMA gibi insansız platformlarla birlikte görev yapabilecek bir komuta ve harekât sisteminin kurulmasından kaynaklanıyor.
KAAN’ın yüksek riskli bölgelerde insanlı unsur olarak görev yapması; insansız savaş uçaklarının keşif, elektronik harp, hedef tespiti, hava savunmasının baskılanması ve mühimmat taşıma görevlerini üstlenmesi hâlinde Türkiye’nin aynı anda çok sayıda platformla harekât gerçekleştirebileceği değerlendiriliyor.
TUSAŞ’ın resmî tanıtımında da KAAN’ın gelişmiş sensörler arasında hızlı veri aktarımı, sensör füzyonu, yapay zekâ ve insan-makine iş birliğiyle görev yapmasının hedeflendiği belirtiliyor.
Yunanistan merkezli bir yayında KAAN programı, “amansız Türk planı” başlığı altında ele alındı. Analizde Türkiye’nin uçuş testleri için yeni prototipler hazırladığı, ilk üretim paketinin ardından daha geniş kapsamlı seri üretime geçeceği ileri sürüldü.
Haberde Türkiye’nin uzun vadede 250 KAAN üretmeyi planladığı iddia edildi. Ancak incelenen resmî Türk savunma sanayisi açıklamalarında 250 uçaklık kesinleşmiş bir üretim siparişi veya bağlayıcı tedarik takvimi bulunmuyor.
Bu nedenle 250 uçak rakamının, resmî olarak kesinleşmiş siparişten ziyade Türk Hava Kuvvetlerinin uzun vadeli ihtiyacı ve projenin muhtemel üretim kapasitesi üzerinden yapılan bir tahmin olduğu görülüyor.
Yunan basınında yer alan bütün bilgiler yalnızca tahminden oluşmuyor. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı ile TUSAŞ arasında 6 Mayıs 2026 tarihinde KAAN’ın ilk üretim paketi için tedarik sözleşmesi imzalandı.
Planlamaya göre Blok-10 seviyesindeki ilk 20 KAAN’ın 2028 yılından başlayarak 2030 yılının sonuna kadar Türk Hava Kuvvetlerine teslim edilmesi hedefleniyor.
İlk üretim uçaklarında Amerikan üretimi General Electric F110 motorlarının kullanılması, daha gelişmiş bloklarda ise Türkiye’nin geliştirdiği millî turbofan motoruna geçilmesi planlanıyor. KAAN’ın millî motor hedefinin yalnızca dışa bağımlılığın azaltılması açısından değil, uçağın ihracatında karşılaşılabilecek üçüncü ülke izinlerinin ortadan kaldırılması bakımından da stratejik önem taşıdığı değerlendiriliyor.
KAAN’ın mühendislik gösterim uçağı olarak kullanılan ilk prototipi, 21 Şubat 2024 tarihinde ilk uçuşunu gerçekleştirdi. Uçak bu uçuşta 13 dakika havada kaldı, 8 bin fit irtifaya ve 230 knot hıza ulaştı.
İkinci test uçuşu ise 6 Mayıs 2024 tarihinde yapıldı. KAAN bu kez 14 dakika havada kalarak 10 bin fit irtifaya çıktı.
Program kapsamında daha gelişmiş yapısal özelliklere ve görev sistemlerine sahip yeni uçuş prototipleri üzerinde çalışmalar sürüyor. Yunan basınında prototiplerden birinin motorlu taksi testlerini tamamladığı ve ilk uçuşuna yaklaştığı öne sürüldü. İki yeni prototipin 2026 yılı sonuna kadar uçuş testlerine katılmasının hedeflendiği bildirildi.
KAAN programının yalnızca Türk Hava Kuvvetleri için yürütülen millî bir uçak projesi olmaktan çıkarak uluslararası bir savunma programına dönüşmeye başlaması da Yunan basınındaki değerlendirmelerde öne çıkıyor.
Türkiye ile Endonezya arasında 48 KAAN’ın ihracatını kapsayan kesin satış sözleşmesi imzalandı. Anlaşma yalnızca uçak teslimatını değil, yerel üretim kabiliyetlerinin geliştirilmesi, eğitim ve teknoloji iş birliği gibi başlıkları da kapsıyor.
Bu anlaşma, henüz geliştirme ve uçuş testleri devam eden KAAN’ın uluslararası pazarda sipariş alabilmesi bakımından önemli bir eşik olarak görülüyor. İhracat siparişlerinin artması, üretim adetlerinin yükselmesini ve birim maliyetlerin düşmesini sağlayarak Türk Hava Kuvvetleri için yürütülen programı da hızlandırabilir.
Yunan basınındaki en sert değerlendirmelerden birinde KAAN ve insansız hayalet uçakların, Yunan radarlarına yakalanmadan kritik altyapıya saldırabileceği ileri sürüldü.
Ancak bir savaş uçağının radar görünürlüğü yalnızca dış tasarımına bağlı değil. Kullanılan kaplama malzemeleri, motorun kızılötesi izi, silahların gövde içinde taşınması, elektronik harp sistemleri, görev planlaması ve karşı tarafın radar teknolojisi de belirleyici oluyor.
KAAN’ın düşük görünürlük kabiliyeti hedeflenmekle birlikte uçağın nihai radar kesit alanı, elektronik harp performansı, sensörleri ve gerçek muharebe şartlarındaki etkinliği kamuya açık testlerle henüz ortaya konulmuş değil.
Bu nedenle “Yunan hava savunmasının sonu” gibi ifadeler, teknik olarak kesinleşmiş bir sonuçtan çok iddialı bir medya değerlendirmesi niteliği taşıyor.
KAAN’ın planlanan özelliklere ulaşması, Türkiye’nin hava gücü açısından tarihî bir kazanım olacak. Ancak Ege ve Doğu Akdeniz’deki askerî denge yalnızca savaş uçaklarının teknik özellikleri üzerinden şekillenmiyor.
Uçakların sayısı, pilot eğitimi, havadan erken ihbar ve kontrol sistemleri, tanker uçaklar, radar ağı, hava savunma sistemleri, elektronik harp kabiliyeti, mühimmat stokları, bakım kapasitesi ve üslerin korunması da hava üstünlüğünün temel unsurları arasında bulunuyor.
Yunanistan da Rafale uçakları, modernize edilen F-16 Viper filosu ve F-35 tedarik planı üzerinden kendi hava gücünü yenilemeye çalışıyor. Yunan analizlerinde de KAAN’ın etkisinin hemen değil, uçakların Türk Hava Kuvvetlerine teslim edilmeye başlanacağı 2028 yılından sonra daha net görülebileceği ifade ediliyor.
KAAN’ın başarısı yalnızca yeni bir savaş uçağının envantere alınması anlamına gelmeyecek. Proje; motor, radar, görev bilgisayarı, elektronik harp, sensör, mühimmat, yapay zekâ, kompozit malzeme ve uçuş kontrol yazılımı gibi çok sayıda kritik teknoloji alanının birlikte geliştirilmesini gerektiriyor.
Türkiye’nin KAAN’ı insansız savaş uçaklarıyla birlikte kullanabilmesi hâlinde, Türk Hava Kuvvetlerinin klasik uçak filosundan insanlı ve insansız unsurların ortak görev yaptığı yeni nesil bir harekât yapısına geçmesi mümkün olacak.
Yunan basınında kullanılan “Atina için sonun başlangıcı” ifadesi abartılı olsa da bu değerlendirme, Türkiye’nin savunma sanayisindeki ilerlemesinin komşu ülkelerde ne ölçüde yakından takip edildiğini ortaya koyuyor.
KAAN’ın gerçek etkisini ise başlıklar değil; uçuş testlerinin sonuçları, seri üretim takviminin korunması, motor programının başarısı ve uçakların operasyonel filolara teslim edilmesi belirleyecek.
Haber: Muhammet BAYRAKTAR
ASAYİŞ
30 Ağustos 2026ASAYİŞ
30 Ağustos 2026BÜYÜKÇEKMECE
30 Ağustos 2026İSTANBUL
30 Ağustos 2026GÜNDEM
30 Ağustos 2026BÜYÜKÇEKMECE
30 Ağustos 2026ASAYİŞ
30 Ağustos 2026
1
ARABESK MÜZİĞİN ACI KAYBI: CANSEVER HAYATINI KAYBETTİ
2
ALİHAN KURİŞ SUÇ ÖRGÜTÜNE OPERASYON: 30 ŞÜPHELİ GÖZALTINDA
3
YALOVA’DA KADIN CİNAYETİ: 8 AYLIK HAMİLE SULTAN PELİT DEMİR ÖLDÜRÜLDÜ, BEBEĞİ KURTARILDI
4
BIÇAKLI SALDIRIDA YARALANAN YENİ PARTİ MİLLETVEKİLİ MELİH MERİÇ ENTÜBE EDİLDİ
5
Ramazan’ın Bereketi Aynı Sofrada Buluştu.İyi Parti Büyükçekmece Yönetim Kurulu İftar Yemeği Buluşması
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.